Kısa, değil. Net, hiç değil.

Alevinin nereye kadar uzanacağını bilmeden, ilk kez çakacağım bir çakmak gibi tutuyordum elini elimde. Ya yakmayacaktın, ya yakacaktın kirpiklerime kadar. İşte öyle bir sıcağı sıcağına ihtimalle, derhal çakmağı ateşlemem gerektiğini düşündüm, çünkü daha fazla nefessiz kalamayacaktım. Günün ilk sigarasının ilk nefesini, gün bitmeden bir an önce nefeslemem gerekiyordu. Yoksa ölecektim, kendime yeminler olsun.

Başım ağrıyordu. Ve ben ilaç alıp yatışmak yerine buna, bana, ona sürekli küfrediyordum. Onsuz kalamayacaktım bundan sonra. Sürekli giymek istediğin çünkü en sevdiğin beyaz donundaki, sidik lekesi gibi belli etmişti artık kendini. Bir kaza geçirip de seni donuna kadar soymaları gerektiğinde arasını belli etmemek için baygınken ayılabilirdin, işte öylesine. Bazen öylesine utanırsın ya. Hala utanabiliyorsundur ama ona da sevinirsin, sevinirler de hatta.

..ve O!

Açken ağlaşırdık. Yerdik gülüşürdük. Tekrar acıkınca, tekrar ağlaşırdık. Kendi içimizde tekrarlara alışıktık. Ama böylesine aşka alışmamıştık.

Gebertmiyorsa, aşk değil o. Açlık. Gebertecekmiş gibi yapıp dilim dilim diriltiyorsa, aşk o. A.k..



Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s