Yurdumdan Satırlar Vol. İzmir

İş icabı gezip duruyordum ya hani ben. En son Adana’da kebap yiyip işimi yapıyordum. Heeh, şimdi de İzmir’deydim. 1 hafta oradaydım. Gittim, geldim bile. Uzun süre bekledim gitmeyi. Sonra koca 1 hafta, gün gibi bitiverdi.

Bir İstanbullu olarak, bir İstanbullunun İstanbul’dan sonra ancak İzmir’de rahatça yaşayabileceğine inanırım. Bunu bilir, bunu da söylerim. Bir cümle içinde 3 defa İstanbul’u da böylece kullanır, yazmaya devam ederim. İzmir’de, İstanbul gibi deniz var. Abi deniz havasına, denizin olduğu yerdeki iklime alışıksan yapamazsın kolay kolay başka karasal ilde. Bak valla öyle. Arar gözlerin, bedenin iyotu benden söylemesi. Tek bu değil elbette. Zaten konumuzda İzmir’e “neden yerleşmeliyim?” değil. Ama İzmir’e her gittiğimde hep aynı istek gelir içimden. Bırakıp İstanbul’u yerleşeyim anasını satıyım bu şehre diye. Yaşanır arkadaş İzmir’de. Rahat yaşarsın hem de. İstanbul’a göre hayat sakin, ucuz ve kolay. Heyecan yok, acele yok, sıkıntı yok bir kere.

Kaldığım 1 haftanın her gününü Alsancak’da geçirdim. Zaten otel Alsancak Kordon’daydı. Otelden çıkıp sola saptığında Alsancak’ın göbeğinde buluyorsun kendini. Yazının başlığı aslında Alsancak olsa mı diye düşündüm. Ama genel olarak şehri anlatayım istedim daha sonra.

Alsancak eski bir yerleşim. Elit kesimin yaşadığı bir yer. Mağazalar, cafeler ve restaurantlar da bu duruma ayak uydurmuş şekilde elbette. Hayat öyle İstanbul’daki gibi 7’de yollara düşen insanların oluşturduğu kargaşa ile başlamıyor İzmir’de. 9’da bile dükkan açan esnaf var. Rahatlık var bir kere memlekette. Trafik keşmekeş değil. Adamlar gerçekten sağa dönerken yayaya yol veriyor ve kimse de kornaya basmıyor. İnsanlar zaten güler yüzlü ve cana yakın. 1 haftalık işim boyunca her sabah otelden çıkıp 5 dakikalık mesafede yürüyerek İzmir Fuar Alanına gittim, geldim. Hayatımda işten eve, evden işe yürüyerek gitmek isteyeceğim yegane yol burasıdır diyebilirim. Hani filmlerdeki gibi, ıslık çala çala, yavaş ve sakin adımlarla, tanıdık esnafa selam vererek, hatta kahvesini alıp yolda yudumlayarak gider ya esas çocuk işe, işte öyle bir şey. Şimdi eski tecrübelerden bildiğim ve tekrar gitmek için önceden programını yaptığım bir kaç yer vardı elbet. Başta Topçu isimli çöp şiş efsanesi. Gerçi az biraz ticarethaneye döndürmüş ama lezzetinden çok da bir şey kaybetmemiş. Sonra Kırçiçeği isminde pide gurusu yer. İşte burası gerçek efsane bana göre. Pide burada yenir diye en yaratıcı sloganı söyler, altına imzamı atarım. İstanbul’da da açtılar evet. Aynı kalite ve porsiyon olayına sahipler. Porsiyon niye dedim. Çünkü herhangi bir pideci de 2 porsiyon istediğinde gelen pide burada 1 porsiyon isteyince geliyor. Fiyatları da gayet makul. Buralarda yemek yeme planlarımı, geldiğim ilk günün öğle ve akşam öğünlerinde gerçekleştirerek midemi şişirdiğim için geceyi otelin hemen yanında bulunan Mavi isimli barda tamamlamayı uygun gördüm. Zaten 1 hafta her akşam aynı barda sabahladım. Pazar günleri hariç açık. Hafta içleri amatör gençler takılıyorlar sahnede canlı canlı. Cuma ve cumartesi ise İzmir’in bilinen bir grubu çıkıp rock icra ediyor. Mekan, müdavimlerine hizmet veren kaliteli bir yer. Artık ben de müdavimi olduğumu söyleyebilirim. Senelerdir giderdim ama ilk kez bu sene suyunu çıkarttım ve her gece gitmenin haklı getirisi olarak işletmeci, bardaki çocuklar ve kapı güvenliği ile arkadaş oldum. Tabi bu durumu hak edene kadar ödediğim hesap ve hak ettikten sonra ödemediğim hesap baya üstünde durulmaya değer cinste. Mavi tavsiye edilir. İyi müzik var. Bilen geliyor. Hafta içi sakin, neredeyse boş. Başka gidecek yer elbette çok. Çıktın mı Kordon’a dönersin sola ya da sağa. Cafe, bar, restaurant, nargile… Her telden yer var Kordon’da. Belki bana denk gelmedi ama İzmir’li Kordon’da çimlere, bizim Caddebostan’da yayıldığımız gibi yayılmıyor. Kordon’da yer bulunursa eğer Sunset en meşhur yer. Patates, bira ve manzara. Yetmez mi? Pepe Rosso güzel yerdir. Bir de balık pişiricileri var. Orada balıkçı diye bir kavram yok. Kordon’u bitirip Konak’a geldiğinde Konak Pier AVM var. Eski Fransız Gümrük binasını almışlar, içeriden dekore etmişler. Güzel bir yer, gezmeye değer. Alsancak’dan öteye Göztepe var. Bir ton yer var gidip yemek yenecek, vakit geçirilecek. Ama Sanita diye bir yer var ki, uzaktan bakınca nargile cafeyi andırsa da, mutfak şahane. Yemekler seni senden alır, Vedat Milor’un yanına götürür. 35,5 var, Karşıyaka. Orada çok vakit geçiremediğim için sadece adını burada yazıp, gelebilecek tepkilerin önüne geçmek istedim. Alsancak yaşamak, vakit geçirmek için bana yetti anlayacağınız.

İzmirlilerin öğlen molalarında ve işten 1 saatte olsa erken çıkıp, çevre barlarda ille de bira içmeleri durumu beni acayip kıskandırdı. Keyiflerine önem veriyorlar, sıkıntıya gelmiyorlar. Reyhan diye çok meşhur bir pastaneleri var. Yaş ortalaması epeyce yüksek oluyor ama gençler de gidiyorlar. Baya sıra bile beklediğin oluyor masa bulabilmek için. Tavsiye edilir. Hemen yanında ise gide gele arkadaş edindiğim 2 kişinin sahibi olduğu FreeShop Corner diye bir dükkan var. Adı üstünde malzemeler, ürünler satıyorlar. Çoğunu İstanbul’da satan yer yok. Tavsiye edilir. Benden selam söyleyin yeter🙂

İzmir yaşanılası diye diye bitirdim belki yazıyı ama her gün çevrede gördüğüm kiralık, satılık ilanlarını arayıp durdum. Gerçekten İstanbul’da özlediğin, unuttuğun medeniyeti bulabileceğin bir yer İzmir.

Bir gün olurda giderseniz, keyfini çıkartmadan dönmeyin. Beni arayın, gelirim bakarsınız. Uslu bir çocuk olursanız şirinleri de görürsünüz. Belli mi olur?

Hayat işte, sürprizlerle dolu.



Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s