Otel Odaları

Herkesin kalacağı yer aynıdır eğer bir seyahate çıkıyorsa şehir dışında. Önce plan, program yapılır. Yol için vasıta ayarlanır. Gerekliyse bilet alınır, değil ise benzin. Sonra rezervasyon yapılır bilinen ya da önerilen otele. İş için, tatil için, keyif için ya da kafa dağıtmak için çıkılır yola, varılır odalardan oluşan binaya.

Farklı beklentileri vardır kişilerin otellerden. Çarşafı temiz olsun, havuzu olsun, fitness yapmazsam bünyem şaşar, yemekleri güzel değilse 1 dakika bile durmam, manzarası olsun, şehir merkezine yakın olsun, ucuz olsun, prestijli olsun gibi bir sürü kriteri olan insanlara hizmet sunar bu binalar.

Gelince ilk iş valizlerini alan kişiyle yaşanan sosyalleşme sonrası kafada oluşan “lan 5 kağıt vardı, nereye koydum ben onu. Şimdi odaya çıkınca lazım olacak.” sorusu ile stres başlar. Sonra Recep’in yanına varırsın. Kendisi frankofon olduğundan, franchise verdiği bütün otel girişlerinde markasının adını Reception olarak yazdırmıştır. Aslında bildiğin Recep işte. “Hoşgeldiniz, rezervasyonunuz var mıydı?” sorusu ile artık içeri adım attığının resmen ilanı ile birlikte bir form doldurur, kimliği de teslim edersin. Odana doğru yola çıktığında ki bu yol iki şeritli gidiş-geliş asansörden oluşur, aklına yine o cebinde bulamadığın 5 kağıt gelir. Kart kapıya girer, elektrik yuvası ve klimanın nerede olduğu gösterilir, mini-bar tanıştırılır ve restaurantın kaçıncı katta olduğu söylenir. 5 kağıt umarım bulunmuştur. Ayıp olur yoksa. Her işin bir raconu var sonuçta. Valiz açılır, gömlekler asılır, tshirtler havalandırılır. Artık kaç gün kalınacaksa otelde, yaşanacaklarında startı verilmiş demektir. Tek başına kalıyorsan eğer farklıdır elbette yanında biriyle ya da sevgiliyle kalınan otel anıları. Televizyon ses olur boş odada, bilgisayar ise elin ayağın. Neyse kendi oda düzenin yerleşir, yaşarsın bir yatak ve dolabın etrafında. İş için oradaysan ve başkaları da varsa aynı yerde, iş sonrası yemek yiyelim organizasyonları ilaç olur, bazen de olmaz, baya bir dert olur. Odadan çıkar gezersin, yer, içer geri dönersin kendi yalnızlığına. Gurbette gibi telefona sarılırsın ki aslında öylesindir. Yarını düşünürsün, diğer günleri düşünürsün. Eğlenceli olabilmesi için önceden yaptığın ne plan varsa sorunsuz gerçekleşmesi için uğraşırsın. Bu kadar geldik, bari tadını çıkaralım dersin. “Olm geçen geldiğimizde bir bara gitmiştik, haydi gidelim.” en güzel programdır zaten. N’apıcaksın yoksa elin başka şehrinde. Neyi meşhursa illa ki onu yemeye gidersin, ya da tutar kolundan götürülürsün eğer seni misafir eden birileri varsa o yaban ellerde. Nasıl olsa sabah haydi kalk diyen olmayacak diye akşam yatmak bilmezsin. Boş boş televizyona bakarsın. Yatak geniş olsun diye recep ile pazarlık yapmadıysan pişman olursun. King size yatak denk geldiyse hangi tarafa başını, hangi tarafa kıçını koysam bilemez bir şekilde döner durursun içinde. “Bu pay tv’de neymiş?” diye içinden geçirirsin.🙂 Mini barın üzerindeki menüden toblerone kaç para diye bakarsın ve yanına da bir kola açarsın. Telefonun şarjını hangi prize taksam daha efektif bir kullanım sahası yaratırım diye hesap yaparsın. Banyoda kullandığın havluları yere atman için yazılmış talimat gözüne çarpar ve aynı anda “sakın bunu evde denemeyin” uyarısı bir anda beyninde flash etkisi yapar. Anne, senin o havluyu yere attığını görse ıslatıp o havluyu şaplağı yapıştırmaz mı? Alışkanlık edinme yeri değildir otel, yan gelip yatma yeri hiç değildir. Dur! sonuncusu biraz çelişkili oldu sanırım. Yan gel yat, karışan mı var? Var mı? Yok. “Kasaya saatimle, kolyemi mi koysam acaba?” diye kendi kendine hava atar, “ulan şu sabunları giderken eve götürmeyi unutmayayım” diye not düşersin beynine. 1 hafta kalıyor olmak rahatlık verir adama. Yerleşir, genişlersin odada. Son gece toparlanmak gerektiği akşam yemeği keyfinde dank eder ve bir “hasstr” dersin. “La olm, nasıl kapanacak bu valiz? Her şey bir tarafta.” serzenişi çare değildir. Sabah uyanırsın, valizini alırsın, geriye döner son bir bakış atarsın. Olayı dramatize edip, filmin kahramanı efekti ile değil tabi. Odada bir şey unutmayayım diye. İnersin lobiye ve karşında yine Recep.

Yine beklerler seni. Öyle derler. Ama gelmezsen darılmazlar. Arayıpta “abi nerdesin ya?” diyenini henüz görmedim. Aynı yola baş koyarsın. Uçar ya da asfalt ağlatırsın. Dönersin, eve gelirsin. Valizden bir sürü kirli çıkar. Yediğin, içtiğin ve beraberinde gezdiğin her ne varsa konudur artık anlatılacak.

Akşam olur yatarsın.

Kendi yatağındasındır. Daha ötesi var mı?



Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s