Kör Göze Parmak Hikayeleri; “Bir Garip Sevgililer Günü”


“Oğlum hani eşofman altı bakacaktık lan bana?”
diyor Ender. “Hass.ktr hakkaten be oğlum, geyikten onu unuttuk.. Bana her pazar burdayım abi dediydi.. Hadi çıkalım, hala meydandadır o adam.. ” diyorum ben de.. “E hadi o zaman..” diyor.. “Dur ayağıma bi pantolon çekiyim, böyle pijamayla çıkmayım dışarı..” deyip odama gidiyorum. Koltuktaki elbise yığınının altından en temiz pantolonu çekip, bakıyorum.. O an zor geliyor pantolonu giymek, vazgeçiyorum.. Pantolonu özenle koltuktaki elbise yığınının üzerine attıktan sonra anahtarı ve cüzdanı alıp evden çıkıyorum..

….

“Hadi gidelim..” diyorum, kapının önünde bekleyen Ender’e.. “Niye pijamayla çıktın lan? Hani pantolon giyiyordun?” diyor.. “Ne pijaması .mına koyum, eşofman lan bu.. S.ktiğimin Kaan Tangöze’si giyince eşofman oluyor, biz giyince niye pijama oluyo anlamıyorum ki.. Adam giyince artis, bana gelince huzurevinde gece tuvalete çıkmış dede muamelesi..” diyorum..“Tamam lan kızma, bişey demedik..” diye kendini savunuyor.. “İyi ki demedin .mına koyum. Hem bunu da o adamdan aldım ben, gidince gösteririz bundan diye!” diye iyice dikleniyorum.“Lan tamam!..” diyor “He zora gelince tamam.. Bi daha kendin al eşofmanını, bana gelme.. Gülme bıyık altından! Gülme!..” diye bağırıyorum. Gülerek “Tamam lan gülmüyorum” diyor. Ben de işi artık şımarıklığa vurup “Soldan .mına koyum soldan.. Elli defa geldin şu eve, bi öğrenemedin yolu..” diyerek pis tavrımı pekiştirirken, gözüm caddenin karşısındaki börekçinin camekanındaki kalp şeklindeki kırmızı balonlara takılıyor..

….

Taksim meydanı adeta bir arena. Yüzümüzü ısıran poyraza karşı mücadele ediyoruz. Fakat kendilerine saldıran aslanlara, kılıçla kalkanla karşı koyan gladyatörlerin aksine; biz eldivenli ellermizi, cebimize sokarak mücadele ediyoruz rüzgarla.. Pazar akşamı olmasına rağmen İstiklal Caddesi de, meydan da çok kalabalık.  Her yerde eli kolu paketlerle dolu, süslenmiş insanlar var.. Çoğu kızın elinde de koca koca çiçek buketleri.. Ben gördüklerime bi anlam vermeye çalışırken, çoktan meydanı geçip otobüs duraklarına varıyoruz..

….

İki hafta önce eşofman altı satan abinin tezgah açtığı yerde, 17 yaşlarında bi çocuk var.. Tezgahında da çakma adidaslar yerine, 50-60 tane birbirinin aynısı, kutu kutu gül.. Bakışları önce bize yöneliyor, iki tane kıllı adam olduğumuzu görünce vazgeçip menzilindeki çiftlere saldırıyor. “Sevgiliye gül almamak artık ayıp!.. 5 liraya düştü 5..” O sırada ben de Ender’e “Allah allah.. Yok lan herif ..” diyorum.. Ender “Ulan eşofmancı adam bile manitasıyla.. Biz hala iki sap geziyoruz şu halimize bak diyor..”, “Ne var lan halimizde?” diyorum.. “Ben eve gitcem” diyor.. “İyi s.ktir git!” diyorum. O sırada, sevgilisinin elini sanki kız kaçacakmış gibi sımsıkı tutan bir adam yanaşıyor tezgaha, “Genç! Güller ne kadar?” diyor.  Çocuk adamı farketmiyor. Ben, “5 liraymış birader..” diyorum. “Sağol kardeş..” diyor adam. Ben de adam beni duyamayacak kadar uzaklaşınca “Sen de bi s.ktir git!” diyorum..

….

Dönüş yolunda mesanem beni inceden rahatsız etmeye başlıyor. Anıtı geçip hamburgercilerin önüne geldiğimde ise rahatsızlık had safhaya varıyor. Beynimle, hemen hızlı bir durum tespiti yapıyoruz. “Sıkışma durumu; maksimum.. Düşman kapıda.. Hava da çok soğuk.. Bu halde eve varmazsın abi.. Varsan da altına kaçırma ihtimalin çok yüksek. Diyelim kaçırmadın, bu sefer de prostat olma ihtimali var..”, “Uzatma beyin sonuç?”, “İşememiz lazım abi..”, “En yakın tuvalet?”, “Taksim Burger King!”

….

Altına etmek üzere olan adamı 50 metreden tanırsınız. Bacakları hafif iç bükeydir ve bir serçe gibi sekerek yürür.. İşte ben de serçe ürkekliğiyle, kapıdan içeriye giriyorum. Günlerden pazar ve saat gecenin 11’i ama Burger King’deki bütün masalar dolu.. Paspas yapan adamdan küfür yememek için onun silmediği tarafa geçiyorum. Sağımda birbirlerinin gözünün içine bakarak hamburger yiyen bir çift var. Onları geçince, sevgilisine ketçaba buladığı patatesi yedirmek için iyice maymuna dönmüş bir adam gözüme çarpıyor. Az ilerde de aynı kola bardağına sokulan iki pipeti aynı anda emen ortayaşlı bir çift.. İçimden “Ne oluyor .mına koyum ya?” diyorum. Beynim “Abi durumumuz sıkıntılı.. Önce bir işe, sonra isyan edersin, aslına bakarsan ben de anlamadım ne oluyor?” diyor. Hak veriyorum beynime ve tuvalete yöneliyorum..

….

Kasaların önünden geçerken, yüzüme “Yukarıda arkadaşlar var da, bi onlara bakıp geliyim..” ifadesi yerleştiriyorum, yapmacık bir “kolay gelsin”le de bu ifadeyi pekiştiriyorum. Merdivenin başına gelip, hayvan gibi sıra olduğunu görünce ise yüzüme “Aha sıçtık!” ifadesi yerleşiyor. Beynim “Abi s.çmayacaktık, işeyecektik..” diyor.. “Ya sen de bi sus allahaşkına! Görmüyo musun hayvan gibi sıra var!” diyorum. O bana “Abi belki tuvalet sırası değildir..” diye cevap verince, “Hakkaten lan!” diye kafamı uzatıyorum. Bir de ne göreyim? Kuyruk tamamen kadınlar tuvaletinin önünde.. İşin enteresan yanı, sırada bir tane bile kız yok.. Bense artık sıkıntımdan durumu değerlendirecek halde değilim.. Merdivenleri bacak açıklığımın elverdiği hızla çıkıyorum ve kapıya abanıp, kendimi tuvaletten içeriye atıyorum..

Sıvı sabun bitmiş.. “Allahtan ev yakın..” diye düşünürken elimi musluğun altına tutuyorum.  Akmıyor. Ben de soldakine geçiyorum.. Az önce durduğum yere bi adam geliyor, elini musluğun altına tutuyor. Musluk bu sefer akıyor.. Ben de benimkine tutuyorum.. Akmıyor.. Herif elini yıkıyor, çıkıyor.. Ben sağa kayıp, tekrar onun yerine geçiyorum, elimi tutuyorum musluğun altına. Haydaa, yine akmıyor.. O sırada az önce benim durduğum yere başkası geliyor, elini tutuyor, musluk nazlanmadan akıyor.. Ben “Eeh s.kerim musluğunu..” deyip çıkarken elini yıkayan çocuk arkamdan “Birader yengenin elini öyle pis pis mi tutcan ehe mehe?” diyor.. Kapıdan çıkarken, ona da “Bi siktir git!” diyorum..

Kızlar tuvaletinin önündeki sıra azalmış. Artık dayanamıyorum. Tam birine “Birader hayırdır, niye güvercin gibi dizildiniz buraya?” diye sorucam, tuvaletten bi kız çıkıyor. İçinden yetişkin bir aslanın geçebileceği halka küpelerini sallaya sallaya sıranın ortalarında şişik montlu bi herifin yanına geliyor.. “Aşkım sevgililer günümüzün son saatini de seni tuvaletin önünde bekleterek geçirdim özür dileriim.. Ama napiyim? Çok sıra vardı..” diyor.. Şişik mont da ona “Olsun aşkım, ne yani seni tuvalete yalnız gönderecek kadar ayı bi adam mıyım ben?” diyor ve bu centilmenliği bir ödülle noktalamak için kızın dudaklarına doğru bir hamle yapıyor. Kız hamleden ustaca bir manevrayla sıyrılıyor. “Hadi gidelim geç oldu babam kızcak gene..” diyor. Kızın arkasından bakan çocuğun yüzünde “Bi siktir git!” ifadesi oluşurken, benim jeton da paraşütüyle beraber yavaş yavaş yere iniyor. Bugün; 14 Şubat 2010, yani Sevgililer Günü..

….

Dışarı çıkıyorum, hava iyice soğumuş.. Köşe de hala elinde çiçekle bekleyen bi çocuk görüyorum.. Yanına gidip ” ‘Birader hadi evine git artık.. Bu saatten sonra gelecek olandan sana hayır gelmez zaten..’ desem mi acaba?” diyorum kendi kendime.. Sonra “Bana ne .mına koyum!..” diyerek, önünden geçiyorum çocuğun. “Zaten ucuz gül almış, karı başında paralar lan bunları, bunun he he!” diye içimden geçirirken göz göze geliyoruz.. Gülerek selam veriyorum ve çocuğun gözünde çok net bir mesaj okuyorum; “Bi s.ktir git!”

….

Hamburgercilerin önü ana baba günü.. Artık bugünün 14 Şubat olduğunu idrak ettiğim için giderken anlam veremediğim kalabalığın çoğunluğunun çiftlerden oluştuğunu farkediyorum.. Romantik akşamlarının finalinde sarmısaklı, ıslak hamburger yiyerek ağızlarında yapış yapış romantik bir yağ tabakasıyla evlerine gidecek olan sevgililerden.. Önümdeki iki çifti ekarte edip Sıra Selviler’e çıkmaya çalışırken, acıktığımı hissediyorum. Hemen Kızılkayalar’ın önüne gelip tezgahın arkasındaki dayıya “Usta bana bi ıslak versene!” diyorum.. “Abi, çift olsun mu?” diyor “Yok usta tek istiyorum sağol..” diyorum.. “Yok yani abicim.. Bugün sevgililer günü ya, kampanyamız var bir ıslak alana bi tane bedava.. İkinciyi yenge yemezse, sen yersin. Delikanlı adamsın..” diyor..

“Abi..” diyorum “Bi s.ktir git!”

Not: Yazar, yazıyı Behzat Ç. izledikten hemen sonra yazdığı için biraz sert ve küfürlü bir dil kullanmış olabilir. Ayrıca yazarın agresif üslübunun, şu anda bir manitası olmamasıyla hiç bir alakası yoktur. (yerseniz)


One Comment on “Kör Göze Parmak Hikayeleri; “Bir Garip Sevgililer Günü””

  1. EDA says:

    KÖR GÜNE PARLAK HİKAYELER = )


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s