Korkusuz Kulübe’den gelen devrim çığlıkları


Çoğunuz adını hiç duymadınız, bir kısmınız onu gayet iyi tanıyor( P rulz!), benim içinde bulunduğum daha küçük bir kısmınızınsa en büyük idollerinden biri: Alex Bogusky.

Tarih boyunca çok az insana sadece adı soyadı telaffuz edildiğinde bir anlayış, bir karakter, bir duruş çağrıştırmak nasip olur ki bu tam da “marka olmak” dediğimiz şey. Kaldı ki bu tanımın içini hakkıyla dolduran insan sayısı bugün çok daha az. Bugünki değerinde yarına aktarılma potansiyeli rezerv eden adamaysa hasret kaç jenerasyon tüketildi geçtiğimiz yüzyılda.

İşte bunlardan biri Alex Bogusky.

Peki kim bu adam?

En bilinen cevap: Reklamcı.

Güncel cevap: Devrimci.

Alex Bogusky, 1963 yılında Miami’de tasarımcı bir karı-kocanın oğlu olarak dünyaya geldi. 1989’da önündeki 20 yıl içerisinde bütün dünyanın reklam ve iletişim anlayışını değiştireceği, o zamanki adıyla Crispin and Porter isimli yerel reklam ajansına art director olarak girdi. Beş yıl içerisinde bu ajansın kreatif direktörü oldu.  Müteakip üç sene içerisinde gösterdiği başarının takdiri olarak ise 1997’de ajansın ortağı haline geldi ve ajans adını Crispin Porter + Bogusky olarak değiştirdi.  2008’de co-chairman olduğunda ajans çoktan world-wide statüsüne ulaşmış idi.

Tabi bu devirde kimseye world-wide bir ajansın başkanlığını vermez, tabelasına da isminizi yazmazlar değil mi kuzucuklarım?

Gelgelelim eğer geride bırakılan bu on beş yıllık süreç içerisinde ajansını Cannes Lions’da beş dalda birden (Promo, Media, Cyber, Titanium, Film)Grand Prix kazanan tek ajans yaptıysan, dünyanın en çok ödül alan ajansı haline getirdiysen, çalışan sayısını on altıdan bine, değeriniyse bir milyar dolara çıkardıysan, son olarak da “Creative Director of the Decade” seçildiysen, o başka…

İşlerinden bahsederek burada bit israfı yapmayacağım. “The Truth”, “Whooper Sacrifice”, “Subservient Chicken”, “Whooper Virgin” gibi devrimsel hareketlere Google’da şöyle bir göz atılırsa kafi. Bilen bilir zaten ( P for Pendetta!)

Daha sonra CP+B dahil, bir çok world-wide reklam ajansının, bir çok media ve PR şirketinin de sahibi olan MDC isimli holdingin de yöneticilerinden biri oldu.

Dahi bir reklamcı olmanın yanında her zaman insanları örgütlemek ve uyandırmak gibi bilince haiz bir adamdı Bogusky. Yaptığı en önemli ve başarılı işler hep “Act” dediğimiz insanları bir hareketin, deneyimin ve tecrübenin içine sürükleyen işleriydi. “The Truht” ise artık bir reklam değil, düpedüz bir eylemdi. Bunu Al Gore’la beraber yürüttüğü “Clean Coal” hareketi ve yazmış olduğu “9-inch diet” isimli “tüketici bilinci”ni her daim ayık tutmaya çalışan hareketleri izledi.

Ona artık reklam dünyasının Rock-Starı diyorlardı. Öyleydi.

Peki siz olsanız ne yapardınız? 47 yaşınıza kadar böyle bir kariyere sahip olsanız? Bunu nasıl değerlendirirdiniz?

Tabii bizim buradan ahkam kesmemizin pek bir ehemmiyeti yok ama “elimin tersiyle iterdim” akıllara gelecek en son cevap olsa gerek.

Evet Bogusky’nin yaptığı tam olarak buydu. Temmuz 2010’da reklamcılık endüstrisinden, Ekim 2010’da ise MDC’deki görevinden istifa ettiğini açıkladı bütün dünyaya.

Peki ne yapıyordu bu adam? Amacı neydi?

Tipik bir “99 francs” sendromu muydu yaşanan?

Hayır!

Bogusky’nin çok farklı bir amacı vardı. Yüzyılın en korkusuz devrimini, “FearLess Revolution”ı gerçekleştirmek!

Peki nedir FearLess Revolution?

Bir anti-reklam ajansı. Aslında ürünün değil, tüketicinin reklamlarını yapan bir kuruluş.

Nasıl çalışıyor?

Mesela diyor ki “benim toplumu ve gelecek nesili bu kadar kandırılmaktan ve salak yerine konulmaktan korumamın yolu ne?” “Screen-Free Week” diye bir kampana geliştiriyor. Bunun için okullarla ve öğretmenlerle görüşüyor, onları örgütlüyor. Bunun için logolar afişler hazırlanıyor. Etkinlikler düzenleniyor ki çocuklar ailelerini en azından bir haftayı televizyonsuz geçirmeye ikna etsin. Hem çocuk hem aile bilinç kazansın. “Commercial-Free Childhood” diye eklemeyi de unutmuyor.



Sonra “Food-Day” kampanyasını başlatıyor. Dünya Yemek Günü. Yalnızca sağlıklı, GDO’suz. Hayvan zulmüne sebep olmayan yiyeceklerin hazırlanıp yeneceği ve bu vesileyle halkın durum hakkında bilgilendirileceği bir kampanya bu da.

Neydi The Truth’un da sloganı: “Knowledge is Contagious”

Ama bence asıl devrimsel olan bu değil.

Bogusky diyor ki sitesinde: “Bugün akıllı markalar ve şirketler farkındadır ki tüketici haklarını gözeten, tüketici sağlığını koruyan markalar her zaman daha kalıcı, daha güvenilir ve uzun vadede daha karlıdır. Biz de markalara bunun danışmanlığını yapıyoruz. Tüketicinin haklarını daha fazla gözeterek ve onları daha çok koruyarak, daha kaliteli hizmet sunarak markamı nasıl daha kazançlı hale getirebilirim, sorusunun cevabını veriyoruz.” (Tabii ki birebir çevirmedim. Okuduğumu anladım, anladığımı aktardım.)

Bunun ürünü olarak da “Green Garage”, “B- Cycle”, “Justin’s Nut Butter”, gibi projerel ortaya çıkıyor. İşin daha da güzeli CP+B de bütün bu kampanyaları destekliyor ve reklamlarını yapıyor.

Beni büyüleyen bu oldu. Zira bu kapitalizmin acımasız vahşetini, zekanla kendi tarafına çekmektir. “Bak tüketiciyi gözetmek sana daha çok kazandırır” diyerek hem tüketiciye hem markaya kazandrımaktır. Gavur ağzıyla: “win-win”

İşte pazarlama ve iletişim zekasını insanlık hayırına kullanabilmek böyle bir şeydir. “İyi” reklamcı da böyle bir adamdır.

Yetmiyor şimdi yeni projesi (aslında FearLess’ın ilk projesi) “New Consumer Bill of Rights”ı yani yeni “Müşteri Hakları Bildirgesi”ni hazırlıyor.

Açıklamasını ise şöyle yapıyor (çevirmeye kıyamadım): “We think it’s time to take a fresh look at the Consumer Bill of Rights, dust it off as we begin to envision a new relationship between buyer and provider. A relationship more like the relationship between citizen and government. A relationship that brings the democratic ideals into the consumer space in an effort to drive positive change and more vigorous involvement from all.”

Markaların, kapitalizmin kraliyetine, diktatörlüğüne son diyor yani. Bana sorarsanız, kapitalizmin Fransız Devrimi yaşanıyor şu günlerde. Bogusky de bu devrimin “ Marquis de Lafayette”idir.

Büyütüyor olduğumu düşünebilirsiniz. Bunun sıradan diğer bir tüketici hakları hareketi olduğunu söyleyebilirsiniz. Ben o zaman daha fazla söze mahal vermeden, size

http://fearlessrevolution.com/

linkini gezip dolaşmanızı salık veriyorum.

Bunun haricinde bu hareketin arkasındaki adam Alex Bogusky olmasa bu kadar heyecanlanmazdım. Bir adam geçtiğimiz on yıl içerisinde dünyanın iletişim anlayışını değiştirebiliyorsa, bütün markaların önünde secde ettiği bir noktaya gelebiliyorsa, Microsoft’u tekrar Mac’in karşısında karizmatik bir noktaya getirebiliyorsa, o zaman bu meydan okumanın arkasında da rahatlıkla durabilir gibi geliyor.

Ve benim nacizane düşüncemi de destekliyor. “Vahşi kapitalizm büyük yaratıcılar doğuracak” diye bir söz vardır. Bugünün devrimlerini, askerler yapmayacak. Bugünün devrimlerini öğrenciler de, işçiler de yapmayacak. Bugün biz, ükenin en zeki insanları markalara ve holdinglere hizmet ediyoruz. Onlara sloganlar buluyor, afişler hazırlıyor, jinglelar besteliyor, stratejiler planlıyor, web siteleri dizayn ediyoruz.

İşte bu yeni devrim tam da buradan, bu çarkın göbeğinden, bizden çıkacak. Ve tıpkı yıllardır bizim duymadığı gibi bu sefer de onların ruhu bile duymayacak. Herkes halinden memnun olacak.

Demek ki neymiş?

Kansız devrim oluyormuş.

Demek ki neymiş?

Dünyayı değiştirmek için hala umut varmış.

Sevgiler.



Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s